25. Abant Toplantısı Sonuç Bildirisi
07.12.2011

 

3-4 Aralık 2011 tarihinde Gaziantep’te Zirve Üniversitesi işbirliği ile toplanan Abant Platformu’nun dünyanın değişik ülkelerinden katılan üyeleri aşağıdaki nihai bildiriyi kamuoyu ile paylaşmaktadırlar:


1. İlk olarak bütün yönetimler halklarına karşı şiddet kullanmaktan derhal vazgeçmelidirler.

2. “Arap Baharı” olarak isimlendirilen süreç birinci yılını doldurmuştur. Bir yıl sonra geriye baktığımızda bütün tarafların ilk dönemde ortaya çıkan duygusal bakışı bir kenara bırakarak karşı karşıya olduğumuz fenomeni daha akılcı ve sağduyulu ile okumaları gerekmektedir.

3. Bugüne kadar yaşadığımız süreç bizlere bir kere daha toplumların canları pahasına yönetimlerine karşı çıkmayı göze alabileceklerini göstermiştir. Bu nedenle bütün ilgili ülkelerde yöneticilerin, ivedilikle ekonomik ve siyasi reform süreçlerine başlamaları tavsiye edilmektedir.

4.Bu süreçte yaşanılan pek çok umut verici gelişmeye rağmen eski otoriter rejimlerin farklı biçim ve yöntemler altında varlıklarını sürdürme çabası ve riski bulunmaktadır. Sürece katılan bütün aktörler eski otoriter rejimlerin farklı biçimlerde kendini yeniden inşa etmek isteyeceğini göz önünde tutarak, rejimlerin değiştirilmesi kadar demokrasinin kurumsallaşmasını ve sivil toplumun gelişmesini sağlamak ve bu bağlamda eski rejimlerin kurumsal kalıntılarını ortadan kaldırmak olmalıdır.

5. “Arap Baharı” ile ortaya çıkan siyasi ve toplumsal olaylar ne kadar ciddi olursa olsun gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde sivil ve hükümetler dışı diyalog imkânları tıkanmamalıdır.

6. Ortadoğu’da her ülke ve toplum kendine özgüdür. Bu nedenle bir modeli başka bir bölge ülkesine uygun görmek gibi yaklaşımlar açıklayıcı değildir. Her toplumun kendi özelliklerine göre ancak diğer bazı ülkelerin tecrübelerinden de yararlanarak kendi demokratik ve özgürlükçü modellerini oluşturmalarına fırsat verilmelidir.

7. Ortadoğu çok kültürlü bir alandır. Bu alan Müslümanların, Hıristiyanların, Yahudilerin, Türklerin, Arapların, Farsların, Ermenilerin, Kürtlerin ve pek çok diğer kadim toplumsal grubun yaşadığı bir bölgedir. Hiç bir siyasi gelişme Ortadoğu’nun bu kadim gerçekliği ile çatışmamalıdır. Bu nedenle Ortadoğu’da iktidarları devralacak grupların bir an önce farklı inanç, etnik ve diğer bütün grupları eşit ve özgür vatandaş olarak tanıması zorunluluktur.

8. “Arap Baharı” Arap siyasetinin bir konusu olduğu kadar Müslümanların da bir konusudur. Bu nedenle, İslam İşbirliği Örgütü gibi kurumların demokratikleşme sürecine daha aktif olarak katkıda bulunması gerekmektedir. Sözgelimi bu örgüt “Arap Baharı” sürecinde son derece önemli rol oynayan kadınların mevcut sorunlarına yönelik çözümler üretmeli, kadının statüsünün evrensel standartlara çekilmesi konusunda aktif bir siyaset izlemelidir.

9. “Arap Baharı” bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika toplumlarının katılımcı, demokratik ve insan haklarına dayalı anayasa sorununun temel mesele olduğunu bütün açıklığı ile ortaya çıkarmıştır. Bu noktadan hareketle bundan sonraki süreçte politik inisiyatif alacak bütün aktörlerin öncelikli ajandası katılımcı, demokratik ve insan haklarına dayalı anayasalar yapmak olmalıdır.

10. Bütün uluslararası aktörler, demokratik yollarla gelen yönetimlerin ideolojik görüşleri ne olursa olsun halklarının meşru ve seçilmiş temsilcileri olduğunu kabul etmelidirler.

11. Toplantının Türkiye’de yapıldığı noktasından yola çıkarak, Türkiye’deki politik ve entelektüel aktörlerin “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürece bakarken kendi katkıları kadar hem kendilerinin hem de Türkiye’nin eksikliklerini görme fırsatı olarak değerlendirmeleri gerekmektedir.