Slideshow image
 

Homepage » Abant Meetings » 22th Abant Meeting
I. Oturumda Vesayet ve Sistem Tartışmaları tartışıldı
A | A     Printer
25-06-2010

Vesayetin devlet ve siyaset yönetiminde hangi lanlarda ve ne şekilde görüldüğünün tartışıldığı I. oturum tamamlandı.

Oturumlardan notlar

 

1. Oturum: Vesayet ve Sistem Tartışmaları
Oturum Başkanı: Gökhan Çetinsaya


Serap Yazıcı: Parlamenter, Başkanlık ya da Yarı Başkanlık Sistemi ve Vesayetçilik Sorunu  
Başkanlık sisteminin önemli örneği olan ABD’de bu zamana kadar Başkan devlet güvenliği gereğince görevden alınmamıştır.


Parlamenter sitemlerde yasama halk tarafından yürütülmektedir. Her iki devlet organının da birbirini fesh edebilme yetkisi vardır. Seçim mekanizması sadece parlamentodaki sandalye sayısını belirlememekte, hükümeti hangi partinin kuracağını da belirler. Bu sebeple parlamenter sistem kuvvetlerin birbirinden yumuşak bir şekilde ayrıştığı bir sitemdir.


Yarı Başkanlık sitemi başlı başına bir yapı değildir. Başkanlık ve Parlamanter sistemin karma halidir. Devlet başkanını halk seçer. Cumhurbaşkanının en önemli özelliği hükümeti fesh yetkisidir. Yasama ve yürütme gücü arasındaki kilitlenmesi Cumhurbaşkanı aracılığıyla çözülür. Eğer yapılan bir seçimle yine eski yapıya benzer bir tablo çıkarsa, partilerin birbirine boyun eğme durumu ortaya çıkar.


Parlamenter sistemde güven oylaması ve gensoru gerçek bir silahtır.  Yarı başkanlık sistemde ise hükümet sitemleri için yarı kırılgan niteliğe sahiptir. Yapılan çalışmalarda hükümet sisteminin türü ile demokrasisi sağlamlaşması arasında mutlak bağ kurmam mümkün değildir. Zira demokrasinin çöküntüye uğradığı örnekler de vardır.


Yarı başkanlık sitemlerde de demokrasinin çöküntüye uğradığı da vakidir. Hükümet siteminin türü ne olursa olsun parti siteminin ne olduğu önemlidir.


Bütün bu açıklamalar vesayetle kıyaslandığında farklı bir tablo karşımıza çıkmayacaktır. Vesayet demokrasinin özelliği, atanmışların denetim mekanizmasını elinde tutması demektir. Türkiye tarihi incelendiğinde farklı hükümetler döneminde vesayet demokrasinin uygulandığını görürüz. Çok partili deneme geçiş demokrasi adına fazla bir şey kazandırmamıştır. Taşra ile elit arasındaki gerilimi kuvvetlendirmiş ve 27 Mayıs kaçınılmaz olmuştur. Ortaya çıkan vesayet kurumlarından MGK, bakanlar kuruluna görüş bildirdiği bakanlar kurulunun yanında ikinci bir bakanlar kurulu gibi çalıştığı görülmektedir. Bir diğer vesayet organı Anayasa Mahkemesi her ne kadar demokrasi için var olsa da 82 anayasasından beri vesayetin devamını sağlamlaştırmıştır. 82 anayasası döneminde parti kapatma da vesayet mekanizması olarak kullanılmıştır. Çoğulcu demokrasiden eser kalmamıştır. Geçen günlerde parlamentoda kabul edilen anayasa değişikliği paketi sözü edilen vesayet kurumları üzerinde oldukça mütevazi denilebilecek demokratik dünyadaki emsallerine benzer bir vasıt önermiştir. Fakat malum olduğu üzere eleştirilerek Anayasa mahkemesine intikal ettirilmiştir.


Türkiye gerçekten batıdaki düzene uygun bir demokrasiyi kuracaksa, bu vesayetçi kurumlara gerçek görevlerini vermek ve çoğulcu demokrasinin birer aracı haline getirmek gerekir.


Mustafa Erdoğan:   1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanlığı ve Vesayet    
82 anayasasının şekil bakımından incelenmesi onun vesayetçi olduğunu ortaya yeteri kadar koymayabilir. 82 Anayasasını ortaya oyan felsefesinin temelinde devletçilik vardır.


Bir diğer esas laik cumhuriyetçiliktir ki bugün onu ulusalcılık karşılamaktadır. Bunun temel amacı toplumu hem etnik hem de dinsel bakımdan türleştirmektir. Laiklikle dini kontrol altına bazen de baskı altına alınmasını gerekli görür. Bu anayasa gençlerin Atatürkçülük yönünde eğitilmesinin ve bu düşüncenin diğer düşüncelerden de korunmasını gerekli görmektedir. Bu ilkeler cumhuriyetin demokrasi ilkesinden daha da üstün tutulmaktadır. Anayasadaki temel haklarla ilgili kısıtlamalar konusunda laik cumhuriyetin gerektiğinde temel hakların kısıtlanmasını uygun görür. Bilim ve sanat eserlerini yayınlama hakkını kısıtlayabilirdir. Dolayısıyla ideolojik niteliktedir. Anayasa felsefesinin az vurgulanan korparatizm ilkesidir. Toplumun farklı kesimlerinin tek bir bütün gibi görülen milletin bir parçası gibi düşünmek ve bir arada tutmak olarak bilinir. Bu nedenle farklı kurumların da birlikte koordineli çalışmasını gerekli kılar. Bu ilke devletçiliğin ve milliyetçiliğin tamamlayıcısı olarak görülür.


Bu ideolojik arka plan göz önünde bulundurulursa, anayasanın toplumun temsilcilerine vesayet etmesi kaçınılmazdır. Yasama yetkisi anayasanın ideolojisiyle sınırlıdır. Meclis inkılap kanunlarını değiştiremez. Bunun dışında Meclis için Anayasa, Yürütme için MGK, Üniversiteler için YÖK, inançlar için Diyanet, Siyasi partiler için Anayasa Mahkemesi gibi vesayet makamları ihdas edilmiştir. 82 anayasasının Cumhurbaşkanının kuvvetlendirdiği malum. Bu ilk bakışta teknik bir kaygıdan kaynaklanmaktan çok ideolojik kaygılardandır. Cumhurbaşkanlığı devletin bu ideolojiler temelinde yönetilmesine vesayet etme amacıyla ihdas edilmiştir. Anayasa cumhurbaşkanlığının Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına dair yeminini şart koşmuştur. Anayasa Cumhurbaşkanının seçimini TBMM olarak gösterse de gerçekte hiç de öyle değildir. Bu durumda cumhurbaşkanının vesayet görevinin düşeceğinin düşünülmesi ana sebeptir. Aday kişinin asker olması şart değildir. Sivil de olabilir. Son günlerdeki gelişmeler ve cumhurbaşkanlığı seçiminde öne sürülen uzlaşma şartı da bunu ortaya koymaktadır.


Toplum daha geliştikçe ve çoğulcu yapıya kavuştukça anayasanın vesayetçi yapısının kuvvetlendirilmesi de önemli görülmüştür. 2007’deki anayasa değişikliğinin ana esası olarak cumhurbaşkanlığının devletten halka geçmesi olarak ifade edilebilir. Bu durum başka vesayet kurumlarını harekete geçirecektir ki, son günlerde yaşanan olaylar bunu göstermektedir.


 
Cemil Koçak: Vesayet ve Siyasi Partiler
Türkiye modeli diğer dünyadaki benzerlerinden farklılaşmaktadır. 1945-56 dönemi kendine has bir siyasi gelişme göstermiştir. Belirli bir özel konjonktörün etkisinde kalmıştır. Bu zaman içindeki rejimin başka rejimlerle benzeştiği ama onlardan da ayrıştığını gösterir. Tek partili dönemden çok partili döneme geçişinde bir kesinti yaşandı ve bir çok parti türedi. Vesayet bu dönüşümde göz ardı edilmiş bir faktör değildir. Rejimin kendine has mekanizmalarıyla devamını sağlayacak bir örtü mekanizması sağlayabilecek bir yapıdır. Bu rejimin değişeceğine ilişkin hiçbir söylenti, söz ya da bir beyan olmadığı halde CHP, rejimin ille de değiştirilmek istenmediğine ilişkin neden ikna edilemiyor?


Bu 20 yıl içinde bütün dünya milletlerinin Türkiye örneğindeki bir rejimde birleşeceğine ilişkin görüşler ileri sürülürdü. Fakat bu sırada birden Avrupa devletleri seviyesinde bir demokrasinin gizli bir amaç olduğu ortaya çıktı. En iyi Kemalistler bile bu geçişin erken yapıldığını ileri sürerler. İnönü’nün başa gelişiyle birlikte bir karşı duruş başlatılmıştır. Bu teorinin kendisini kurtaracağından emin değilim. Neyi doğan muhalefet partisi DP de bu düşünceye inandı. Zira Demokrat Parti ancak iktidar partinin izin verdiği ölçüde faaliyet yürütebilecektir. Bu nedenle Türk modeli daha farklıdır diyoruz. DP’nin ayakta kalıp kalmayacağı iktidarın sağlayacağı imkana bağlıdır. Muhalefeti hep muhalefet olarak görüp asla iktidar olamayacağı fikri hakimdir. Dolayısıyla da ne siyasi partiler kanunu değişikliğine ve de yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Peki ama demokratlar buna neden katıldılar? Yeni doğacak partinin eskiyle bir ilişkisinin olmaması gerekir. Sebebi DP üyelerinin tek parti sorumluluğunu taşıyanlar olmalarıdır.


Cumhuriyet Halk Partisinin o dönemde en fazla oy aldığı bölge şaşırtıcı olarak hep doğu bölgeleri olmuştur. Bu her ne kadar şaşırtıcı olsa da gerçek budur.


Cengiz Aydoğdu: Merkeziyetçilik Aracı Olarak İdari Vesayet     
Vesayetin kaynağı yönetimin kaynağıdır. Vesayet bu nedenle kendi başına kötü değildir. Bunu kötü yapan Türkiye’deki uygulanış biçimidir. Bu sorun çözülmediği sürece kötülüğü de devam edecektir. Tarihimizdeki alfabe değişimi nedeniyle tarihimizden koptuk.


Valiler sitemin içindeki yerini tam ifade edemeyenlerdir. Tahakküm de tam buradan besleniyor. Demokrasileri işleten biri bir ahlaka dayanmalıdır. Bu zamana kadarki anayasaları işletememe gerekçemiz de budur. Bu bizim sistemimizin sorunudur. Türk toplumunun her problemini önceleyen kamu personeli niteliği sorunudur. Bizi farklı gösteren örtüyü kaldırmadıkça bu sorun çözülemez.


Gelişen teknoloji bütün yerel çalışmaları merkezileştiriyor. Böylece yok olan insani boyut ihmal ediliyor. Bütün yerellikleri tehdit eden bilgisayar teknolojisinin varlığına da dikkat çekmek gerekir.

 

Oturumun Müzakeresi
Zeynep Dağı: Bugünkü vesayetçi düzenin sebebini eğitimde aramak lazım. Vesayetçi bir eğitim sisteminden özgürleşmek zaman alıyor. Bu nedenle vesayetçi eğitimi ele almakta fayda var.


Şaban Çalış: Vesayetin devletçilik ilkesinden beslendiği aşikar. Demokratik temsil bireysel temsilden ayrıdır. Demokratik temsilin harici yani geçici bir durum olduğunu unutmamak gerekir. Referanduma giden bir anayasa değişikliği, millet iradesi ve devlet varlığı bakımından mantıklı ama birey tarafından anlamsızlığını düşünüyorum. Demokrasinin elbette başka ilkeleri de vardır. Vesayetin yanlış anlaşıldığı görüşüne katılıyorum. Vekalet eden kişi vasi olduğu kişiye ihanet etmemesi gerekir. Türkiye’deki durum vesayetten ziyade tahakkümdür. Birey ve temsil açısından e-demokrasi denilen mesele belki de demokrasinin en önemli araçlarından biridir.


Ergun Yıldırım: Vesayet aslında bir elitizm olarak görülmelidir. Sosyolojiden yoksun bir demokrasinin ortaya çıktığını görüyoruz. Siyaseti toplumla paylaşma, anayasayı toplumsal bir sözleşme olarak ele alan bir tutum yok. Demokrasiyi halktan koruma gibi bir durumla karşı karşıyayız.


Ümit Fırat: Bugün okullarımızda okutulan “and” vesayet işaretidir. Bir de devrim tarihi niteliğindeki dersler okutulmaktadır. Dünyanın başka hiçbir yerde böyle bir uygulama yokken bizde var. Aynı tutumu soyadı kanununda ve vatandaşa verilen soyadlarında da görmek mümkün.


Halit Yalçın: Eğitimin vesayet altında bırakıldığı ve bu şekilde yetiştirilen çocuklarımızın da huzursuz olarak yetiştiğini biliyoruz. Evde Kürt olan bir çocuk okula gidinde daha sabahtan “Türküm, doğruyum…” diye  devam eden bir andla karşılaşıyor. Bu uygulama çocukları eğitim vesayetinin altında tutmak değil de nedir.


Herkül Millas: “Vesayeti sürdürenler halkı hakir görülüyor.” deniyor. Bir diğer mesele bu kişiler kendilerini nasıl gördükleridir. Bu kişiler kendilerini daha aydın ve bilgili görüyorlar. Doğal olarak da bu kişiler elbette yönetimi halka bırakmıyorlar. Bu tür insanlar vesayet kurmaya da meyilli oluyorlar. Bu insanların bu nedenle kendilerini nasıl gördükleri dikkate alınmalı. Vesayet, insanların isteyeceği bir şey değil. Ama biz Türkiye’de insanların %30 gibi bir kısmı vesayet denen şeyi istiyor. O halde vesayet denen şeyi yeniden açıklamalı. Kavga hükümeti ele geçirmek için yapılır ama Türkiye’de devleti ele geçirmek için yapılıyor. Avrupa’dan farkımız bu. Vesayet ilişkisine biraz da bu açıdan bakmalı.


Ramazan Yelken: Tahakküm ve vesayet kavramları tartışıldı ama bir de meşruiyet kavramı üzerinde de durulmalı. Toplum için kendi yerine bir vesayet atanması mümkün değil çünkü toplumlar her ne kadar farklı ülkeler olsa da halkların sadece zekiler ya da geri zekalılardan oluştuklarını ifade etmek mümkün değil. Bence bizim kafalarımızda bizi yöneten vasilerimiz var. Bence zihinsel alt yapımızda bu var.


Altan Tan: Siyasi partilerin kendi içlerinde oluşan bir vesayetten de bahsedilebilir.


Cemal Uşak: Çok partili hayata geçişte dış faktörlerin etkisi var mı?


Orhan Miroğlu: Askeri vesayet ve Kürt meselesi arasındaki ilişkinin de ele alınması gerekli. Bu ulusal bir psikolojiye yol açıyor. Kürt çözümü için askeri vesayetten kurtulmak gerekir. Bu toplantılarda Kürt aydınlar bu konularda fikir beyan ediyorlar. Keşke Türk aydınları da bu konuları da dile getirebilseler.


Cemil Koçak: 45-56 döneminde Cumhuriyet gazetesinde Nadir Nadi soruyor: “neden rejimi değiştiriyorsunuz. Eğer birileri değiştirin diyor da yapıyorsanız vatan hainisiniz”. Biz demokrasiyi mecburiyetten tercih ediyoruz. Atatürk dönemi ile İnönü dönemi arasında ciddi bir ayrışma vardır. Mesela Devletçilik konusunda tamamen ayrılık vardır. Atatürk 33’ten sonra İngiliz/Fransız eksenine çevirdi. Demokrat parti kurulurken altı okçu olmaz zorundadır. İktidara gelince bunları bir anayasa maddesi haline getiriyor. Atatürk’ü koruma kanunu Demokrat Partisi koyuyor ama Halk partisi red oyu veriyor. Konuya biraz da bu çerçeveden bakmak gerek. Tek partili rejimin önemli bir handikabı var. 80 yılından beri karakolların kuvvetlendirilmesi istenir ama hala becerilememiştir. Bu da bize sitemin de kendi içinde düzgün çalışmadığını gösteriyor. 


Admin Abant - 25-06-2010 15:30 - 364 times read

COMMENTS

   Muharrem Öztürk 27-06-2010 19:04

Bu tartışmalarda eksik olan tartışmaya bence şu hususların eklenmemesidir. 1.- Türkiye gibi etnik yapısı çok karmaşık bir devlette devletin yapısının zayıflatılması dağılmaya yol açar mı? 2.- Bu tür yapısal değişimin % 40 lar civarındaki oyla gerçekleşmesi halk iradesini tam anlamıyla yanısıtır mı? 3.- Yeterince aydınlanma olmadan ve çoğunluğun katılımı sağlanmadan yapılacak değişiklikler Demokratik sayılır mı? 4.- Bu hususlar dikkate alınmadan burda oluşan görüşmeler dayatmacılık teşkil etmez mi? Saygılar sunarım;

   ender 26-06-2010 03:33

Ümit Fırat: Bugün okullarımızda okutulan “and” vesayet işaretidir. Peki TBMM yemini... Öğretmen Yemini.. Asker Yemini.. Tamamı VESAYET.. Vesayeti bırakıp Gülen' e biat.. İşte o da VESAYET.;

WRITE COMMENT

* Please fill name and e-mail areas

RECOMMEND
Your Name & Surname: Your E-mail:
 

Please write your friends' name and email addresses to recommend "I. Oturumda Vesayet ve Sistem Tartışmaları tartışıldı"

Your Friend's Name Your Friend's E-mail
Your Friend's Name Your Friend's E-mail
Your Friend's Name Your Friend's E-mail
22th Abant Meeting


vesayet resimler
Other Contents

  » 22th Abant Platform: Democracy...
  » Terror will persist until mili...