Otırumdan Notlar
II. OTURUM: Vesayet ve Yargı
Oturum Başkanı: Gültekin Avcı
Faik Tarımcıoğlu: Askeri Yargı
Bana, "Sen askeri hakim olamazsın" dediler. Ben de tabipler heyetine, "Ben asker olacağım bu anayasal hakkım" dedim. 45 dakika benimle tartışıldı. Beni donuma kadar soydular ve "asker olamazsın" dediler. Tam pantolonumu giyerken, "Ben hukukçuyum, asker olabilirim" deyince, General, "Biz askeri yargıda görev alabilir diye yazalım da ötesini o pezevenkler düşünsün" dediler.
Hem yedek subay olamayan, hem sakat olan ben askeri hakim de oldum. Çok önemli kararlara da imza attım.
Sende bir vicdan var. Askerlere her yönü ile yardımcısı oluyorsun. Senin gibi insanlara ihtiyaç var. Git sınava gir dediler. Girdim. Terhis oldum. Baktım aradan geçen 4 ay sonra bana kazandığım bildirildi.
Ben kıtalarda adalet mekanizmasına yardımcı oldum. Ben görev yaptığım dönemde, "Faik Tarımcıoğlu varsa haksızlık yapılmaz" dediler.
27 Mayıs'tan sonra şımarık bir komutan bir tamim yazmış. Hakimler dahil herkes talime çıkacak diye yazmış. Bir arkadaş Milli Savunma Bakanı'na şunu yazmış: Deli İbrahim padişah bile kadıları komutanların önünden geçirmedi diye bir telgraf çekti. Aynı gün genelge kaldırıldı.
Bir gün bu telgrafı çeken Albay Remzi Şirin'in başında bulunduğu mahkemeyi lağvettiler.
Askeri hakimlik bir çile mesleği.
Sivil yargı, ideolojik bir yanı yoksa askeri yargının yerini almalı. Bir kere askeri disiplin suçlarını içeren 477 sayılı kanun farklı. 10-15 sene ceza verecek asliye mahkemesi 1 hakim, askeri mahkeme 3 hakim.
Ben hükümetin yerinde olsa idim, Askeri Yargıtay'dan Anayasa Mahkemesi'ne gitmesine engel olurdum.
Ben yedek subaylık yaparak askeri hakim oldum. O bir kaynaktı. Yeni düzenleme herşeyin önünü tıkıyor. 20 sene sonra askeri mahkemelerden hukuki bir karar çıkmayacak."
Reşat Petek: Yüksek Yargı
Vesayet denince elbiseyi giyecek kişinin ölçüsünü almadan fikrini sormadan kendisine giydirilen elbise gibi düşünmek mümkün. Yüksek yargıdaki vesayeti ortaya koymak üzere dikkatlerinizi bazı konulara çekmek istiyorum.
Anayasayı bir yandan eleştiriyor, bir yandan da aynı anayasanın tam olarak uygulanmadığından şikayet ediyoruz. 61 anayasası döneminde yasama ve yürütme vesayet altına alınmış yetkileri elinden alınmıştır. Bugün o dönemin uygulamasından daha uzak bir durum yok. Yine aynı durum söz konusu. Hukuk buzdolabına konulup keyfi uygulamalara maruz kalınmaktadır.
Anayasa kaynağını anayasadan almayan hiçbir yetkinin kullanılmayacağından bahseder. Şu an çeşitli mahkeme kararlarına baktığımızda zorla da olsa mahkemeye getirilmesi gereken, davet edildiğinde mahkemeye gelmeme var mı var. Böyle bir mahkemenin işlediğinden ve bağımsızlığından bahsedilmez. Askeri Yargı başka hiçbir ülkede yoktur. Anayasalara yargılamayacaklarına dair maddeler koymuşlar, bir de bir şey olur diye ek önlem almışlar. Yargıtay ve danıştaş olarak vesayet kurumu olarak nelerin yapıldığına bakmak lazım. Yargıtay üyesi iseniz bizim hukukumuza göre asla dokunamazsınız. Hepsi de tertemizdirler. Hesap vermeyen ya da kendilerinden hesap sorulamayan bir kast sistemi vardır. Rüşvete adı karışan üyeye yapılan çağrı “emekli ol”dur. Ses kayıtları internete düşen hakimler alenen yapılmak istenenleri yaptılar. Bu konuda haklarında bir dava açılıp açılmayacağını bekleyeceğiz. Ama ben yapılmayacağını tahmin ediyorum. Darbe anayasalarından sonra bu anayasal kurumlara demokrasiyle asla bağdaşmayacak “hesap verememe” yetkisi verilmiştir.
Danıştayın kararlarını hatırlayalım. Katsayı düzenlemesi, bayanın sokakta nasıl gezmesi gerektiği gibi konulara Danıştay karar veriyor. Halbuki anayasa böyle bir yetki vermez. Bu “ben yaptım oldu”ya örnektir. Bir diğer örnek belediye toplu taşım ücretleri konusundaki karardır. Bunda da aynı yetkisizlik yaşandı.
Konya’da bazı bayan doktorların testis muayenesi yapmadığı gerekçesiyle haberler yapılmıştı. Olayın böyle olmadığı anlaşılınca haber yapanlar özür dilemek zorunda kaldı. Doktorların açtıkları davalar ilginç bir şekilde Yargıtayca reddedildi. Gerekçesi çok komik ve taraflı bir gerekçe. Bunu isteyenlere sunabilirim.
Orhan Gazi Ertekin: Anayasa Mahkemesi
Vesayet kavramının teorik bir araç olarak bundan önceki on yılda olduğu gibi bundan sonra da abartılacağını düşünüyorum. Vesayet konusunda seçkinler ve bürokrasi üzerine yoğunlaşmalıdır. Vesayet önemli bir teorik araç olarak da kullanılabilir. Bir tarafta artık daha fazla platon’u hatırlatan topluma dönük ve kültürüne, sanatına dönük bir bakış açısı geliştiriliyor. Kısmen Hegel’i de hatırlatıyor. Diğer taraftan politikaya, halka ve halkın iradesine vurgu yapan bir taraf var.
Bir taraf toplumu geri olarak tanımlarken, diğer taraf kurumsal kibiri demokratik bir yapıya büründüreceği kaygısı var. İki taraflı özgüven arasında kalıyoruz. Kurumsal ve toplumsal-siyasal özgüven.
Hukukçular açısından 12. Yüzyıla geri dönülüyor gibi. Hukukçular tekrar hayatın merkezine oturdular. Türk yargısının ana taşıyıcısı Üniversitedir.
Oturumun Müzakeresi
Hüseyin Gülerce: Ben bir Genel Kurmay Başkanının eline lav silahını alıp arkasında diğer askeri yetkililerle beraber onun bir silah olmadığını ve boş olduğunu anlatarak kamuoyunu aydınlatmaya çalışmasını yadırgıyorum. Yine son terör baskınında “gelenleri çoban sandık” diye açıklamada bulunuyorlar. Buradan çağrıda bulunuyorum. Bu vesayetçiler artık vazgeçseler. Bu devam ederse daha da kötü olacak.
Naci Bostancı: Vesayeti tartışıyorsak vasi ve vesayet altına alınması gereken vardır. Vasiler mevcut şartlarda bilindik kuralların ötesinde başka yolları kullanıyorlarsa daha dramatik bir hal alıyorlar demektir. Ve bir gün bu durumun sonuçlanacağını gösterir. Hukukun kendisi siyasal bir iştir. Türkiye’nin politik ilişkilerine baktığımızda iktidar ilişkilerini değiştiğini örüyoruz. Her bir birey hem kendi hayatının hem de toplumsal hayattaki rollerinin farkında olarak doğuyor. Yargının da gelecekte buna benzer bir konuma geleceğini düşünüyorum.
Yusuf Şevki Hakyemez: Bugün yetki gasbı diye konuşuyoruz ama bu mahkemeler hala bu yetkileri yersiz olarak kullanıyorlar. Çeşitli uygulamalarda hukuka aykırıdır deyip geçiştiriyoruz. Buna rağmen mahkemeler bunu hala kullanıyorlar. Durumu daha detaylıca değerlendirmek gerekir.
Ayhan Aktar: Her şeyi vesayetle açıklamak gerçekten de yanlış. Bu kavramı kullanırken dikkatli davranılmalı. Keyfilikleri ya da yanlışlıkları vesayetle açıklamak zorunda kalmayalım. Geçen hafta Osman Can’ın “yokluk” konusunu ortaya atması gündeme oturdu. Fakat ardından Ergenekondaki tahliyeler ve bazı hakimlere açılan davalarla ödetilmek istenen tazminatlar ortaya çıktı. Yargı hak dağıtmak için değildir. Hukuk fikri düşüncesi mahkemelerde değil, üniversitelerde gelişti. Ama bugünkü üniversitelere baktığınızda da o eski hocaları da bulamıyoruz.
Bülent Korucu: Yargının yargı üzerindeki vesayetinin de dikkatten kaçmaması gerekir. Bu konuda en büyük tehdidin Yüksek Yargıdan geldiği aşikardır.
Erol Göka: Hukukta nerede yanlış yapıyoruz. Eskiden “Allah hastaneye düşürmesin” diyorduk şimdi “hukuka düşürmesin” diyoruz. Nasıl olurda bugün toplumun %20-30 kadar bir kısmı vesayete evet diyebiliyor. Son dönemlerde vesayet başvurularında ciddi bir artış var. Avukatların bu yolda oynadıkları rolü önemsemek gerek. Bunun bir benzeri de sosyal yaşantımızda. Bu kişilerin aklı başında değil, onlar hakkında biz konuşalım diyorlar.
Eser Karakaş: yüksek yargıda bir paradigma var. Peki ama bunu bir tarafa koyarsak yerine nasıl bir paradigma gelecektir? Bunu düşünmek gerek. Bundan herkes şikayetçi. Bunun yerine nasıl bir paradigma lazım bunu düşünmeli ve tartışmalıyız.
Vahap Coşkun: Askeri yargı askeri vesayetten ayrı düşünülmemeli. Askeri yargının iki önemli işlevi var. Birincisi askeri suçlardır. Bu askere güven de veriyor. Askeri ile sivil mahkemeler arasında ciddi bir uzlaşmazlık vardır. Her iki mahkeme arasında dosyalar gidip gelse de karar alınamıyor. Darbe suçları bu zamana kadar hiç yargılanamadı. Askeri yargının bu anlamda ele alınması gerekir.
Süleyman Soylu: Ben bir vatandaş olarak Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlerin ne zaman yapılacağını bilmiyorum. Ülkemiz yabancı yatırımcıya açık. Yabancılar da bilmiyorlar. Bunu kim ve ne zaman belirleyecek? Eğer bir ülkede demokrasi ve adalet olacaksa seçimden geçer. HSYK ne kadar önemliyse, Türkiye’nin adaletli bir seçimi için YSK o kadar önemlidir. YSK her türlü gerekçeyle karar alabilir.
Reşat Petek: Anayasa mahkemesi başkanı medyanın önünde kısa kararı okuyup kararı açıklıyor. Askeri yargının aldığı kararların bir kısmının doğru olduğu onun varlığını gerekli kılmaz. Askeri yargı askeri yetkililerin talimatıyla soruşturmaya başlıyor.
Orhan Gazi Ertekin: Ne olacak bu yargının hali diye soruldu. Bütün yargının sonu 3. Kuşakta bu durumu düşer. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yönelik de kurtarma operasyonları başlatıldı. Ekonominin sorunları ekonomiyle halledilmez siyasetle olur. Mülkiliği aşan bir hukuk devresinin mümkün olup olmadığı sorulmuştu. Modern hukukun çok eski tarihlerden beri ciddi bir sorgulanmaya ihtiyacı vardır.
Admin Abant
- 25-06-2010 20:15
- 345 defa okundu