Slideshow image
 

Ana Sayfa » Abant Toplantıları » 22. Abant Toplantısı
V. Oturum tamamlandı.
A | A     Printer
26-06-2010

Vesayaet ve demokrasi konulu toplantının V. oturumu Gündelik Hayatta siyasal ve Toplumsal Sorunlar Karşısında Vesayet" üst başlığıyla yapıldı.

Oturumdan Notlar

V. OTURUM
Gündelik Hayatta Siyasal ve Toplumsal Sorunlar Karşısında Vesayet
Oturum Başkanı: Orhan Miroğlu

 
Yıldız Ramazanoğlu: Başörtüsü

Bu zamana kadar çalışmalarıma baktığımda hep başörtülüler hakkında yazılar yazdığımı görüyorum. Halbuki taş atan çocukları, cumartesi annelerini de yazabilirdim. Ben başörtülü olunca bugünkü toplantıda da başörtüsü konusunu anlatmak bana düştü.


Yasada başörtüsünü yasaklaya hiçbir düzenleme yok. Buna benzer sadece fes konusunda bir karar var. Hacettepe’de bana okutulan bir metinde “bundan sonra derslere başörtülü olarak derslere giremezsiniz” diyordu. Başörtülü olmanız kötü bir şey olduğu için hakkınızda yapılan birçok şeye katlanmak zorunda kalırsınız. Bir öğretmen sokakta başını örttüğü için görevinden alındı. Gerekçe olarak sokakta bile öğrenciye kötü örnek olmak belirtildi.


İnsan hakları, eğitimde fırsat eşitliği vs gibi konularda düzenlemeler eğer siz başörtülüyseniz daha farklı uygulanıyor. Avrupa Standartlarında uygulanan kimi uygulamalara işaret edilerek neden Türkiye’de de uygulanmadı sorgulandığında Türkiye’de uygulanamayacağı cevabını alırsınız. İlerleme felsefesine göre insanlar dini inançlardan vazgeçeceği düşüncesi hakimdir. Bu nedenle eğitim arttıkça, eğitilmiş insan arttıkça başörtülü insan sayısında da azalma bekleniyor. Ama bu bir insan durum hiç de öyle olmuyor, olmaz da.


Ülkemizde başörtülü kadınların seçilme hakkı yok. En ücra yerdeki bir siyasi yönetimin meclis üyeliği bile yapılamaz. Başörtüsü kadınlar için uçlarda. Başörtülü kadınlar… Kimdir bunlar? Biz yıllardır oturur konuşuruz. Bu insanlarla bile birçok şeyi konuşmuyor, tartışmıyoruz. Başörtülü kadınlara kendi olma hakkı bile verilmiyor.


Orhan Kemal Cengiz: Azınlıklar Meselesi
Ergenekon davası muhalifleri hedef almıştır diyorlar ama bu bir palavra. Davaya baktığınızda darbe olaylarına odaklandığını görürüz. Davanın Azerbaycan, Kıbrıs ve Azınlıklar bağlamında almadığını görürüz halbuki bu kişileri oralarla bağlantılı olarak çalışmışlar.


Türk Ortodoks Kilisesi 1923’den beri devlet tarafından desteklenmek üzere çalışmalarına devam etmiş. Bir de bakıyorsunuz Ergenekon toplantılarını bu kilisede yapıyor. Kemal Kerinçsiz’in işi misyonerleri takip edip dava etmekti. Sevgi Erenol, Sinan Aygün ve diğerlerine baktığınızda ciddi bir misyonerlik paranoyasının olduğunu görürüz. Müslümanların ancak bu yolla milliyetçileştirilebileceklerini düşünüyorlardı. Vesayetçiliğin bir tehdit algısı vardır. İç düşmanlara baktığınızda Kürtler olmuş bir zamanlar, sonra Sol olmuş, aleviler olmuş. Fakat hiçbir zaman azınlıklar bu düşman olmadan kurtulamamışlardır. Çeşitli hamlelerle azınlıkların ellerinden malları alınmış. Malatya davasında mahkeme bize soytarılık yapanlar gibi bakıyordu ve sonradan baktılar ki olayın ardında ciddi bir kurgu var. Buna rağmen davaları birleştiremiyoruz.


Bir vatandaş tanımlaması var: Türk, Beyaz, Sünni, dindar ama laik olacak. Burada Türk olmaktan kasıt gayrimüslim olmayacaksındır. Bir zamanlar ülkenin ciddi bir nüfusunu oluşturuyordu. Bugünkü rakamlarla 17 milyon ederdi. Fakat çeşitli sebeplerle bu sayıda ciddi azalma oldu.


Malatya davasındaki faillere baktığınızda hepsinin de çocuk olduğunu görüyorsunuz. İfadelerinin kendi yaş ve konumlarına uymadığı, bu işin derin devletin kurguladığını gösteriyor.


Türkleştirme politikası aslında diğer bir yandan sermayenin el değiştirmesidir. Ermeni meselesi denince karşılıklı kırım yaşandı deniyor. Bence doğru değil. Bugün PKK meselesi yüzünden tüm Kürtleri sürmüş olsanız size faşist derlerdi ama o zamanlar tam da bu yapılmış. Dindar Müslümanların tavrı da bizi üzüyor. Müslümanlar o zamanlar Kur’an’dan alıntılarla karşı çıkıyordu. Bugünün Müslümanı da bunu yapabilmeli.


Necdet Subaşı: Alevilik 
Alevilerle devletin arasında kalmış durumdayım. Alevilerin taleplerinde de haklı olduğunu bildiğim yerler de var. Alevilik Türkiye’de bir sorun olarak algılanıyor. Gerçi Alevi mi, Alevilik mi yoksa kendi aralarında mı bir sorun var bunu da sık sık konuşuyoruz. Fakat bilinene bir şey var ki Osmanlı’dan beri devletin dikkate aldığı hesaba katılmadığı bir gerçek. Aleviler kendi aralarındaki bağı gevşek tuttukça devlet onlara daha yakınlaşıyor. Toplumun her kesiminde ayrımcılık var. Alevi olduğunuzu ifade ederseniz daha farklı bir ayrımcılık görülüyor. Din derslerine ilişkin çekince ve kimi zaman radikal istekleri de var. Kendi ifadeleriyle söylersek Din dersleri Alevileri asimile etmek amacıyla kullanıldığı belirtiliyor. Eşit yurttaşlık haklarının kullanılmadığı dile getirilir.


Devletle aleviler arasında, Alevilerle Alevilik arasında, Alevilerle Sünniler arasında sorun var. Alevilikle devlet arasındaki ilişkiye bakıldığında bir güvenlik sorunu olarak algılanmıştır. Son zamanlarda laikliğin önemli ölçüde tehdit altında görüldüğü zamanlarda Alevilerden habersiz Alevilere yaklaşıldığı görülür. Fakat bundan ciddi bir rahatsızlık var. 


Alevilerle Sünniler arasında sıkıntı var. Sünniler kendilerini Allah’a daha yakın gördükleri, Aleviler ise kendilerini Allah’la ilişkileri bakımından sık sık yoklandıkları gibi bir ön yargı var. Bir nefret algısı var. Alevilerde Sünniler bizden nefret ediyor diye bir düşünce var. Ortak kullanımdan uzaklaşma ve kendi içinde özel bir terminoloji yaratma düşüncesi var. En basit bir sıkıntıyı bile Alevilik üzerinden tanımlama ya da dillendirme var.


Alevilerin sıkıntılarının nasıl aşılacağına ilişkin bilinen çeşitli çalıştaylar yapıldı. Bu projelerde Aleviler sıkıntılarının tam bir listesini devlete aktarmış oldular. Eğer önlem alınmazsa Aleviler folklorik bir yapıya bürünüyor. Bunlardan biri Cem evleri. Buraların statüleri ve resmiyeti ve bir de din derslerinin kendi kimliklerinin aşındırıldığı gibi eleştirileri var. Bunları dile getirirken Madımak olayı var. Bu sadece sıradan bir müzeleştirme değil. Fakat bu Alevilerden gelen bir yüzleşme isteğidir. Devlet bunu yaparken Alevilerden sanki bir özür dileme gibi algılanıyor.


Din dersleri konusunda da yine karşımıza tevhidi tedrisat kanunu karşımıza çıkıyor. Madımak’ın müze olarak inşa edilmesi durumunda Sivaslı işadamları Bunun Sivas’a hakaret olarak algılanacağı belirtti.


Aleviler devletle ya da diğer gruplarla iletişim yaşayan bir grup. Bu da kopmalara ve kamplaşmalara sebep oluyor. Radikalleşmeler, sosyalistleşenler var. Devletin örtük gereklerinden habersiz değerlendirdiğinizde Cem evlerini İbadethane olarak statülendirilmesinde ya da din derslerinin yeniden düzenlenmesi konusu dile getirildiğinde bambaşka bir konu karşınıza çıkıyor. 

 


Orhan Miroğlu: Kürt Sorunu
Küçüklüğümde Kemal isminin neden Dersim’de çok kullanıldığını hep merak etmiştim. Babam bana bir Yüzbaşının olduğunu ve değme devlet büyüklerinden daha iyi birisi olduğunu Dersim’i iyi yönettiğini anlatmıştı.


Kemal isminin sıklığı Mustafa Kemal’le ilişkiliydi. Hangi askerin rütbesinin ne olduğu çocukluğumuzda sık sık tartışırdık. Komutan deyince aklımıza hep büyük rütbe gelirdi. O zamanlar bizim oraya bir asker gelecekse hemen en iyi yemek olan bulgur pilavı ve et pişirilirdi. Fakat gelen bir başçavuş olurdu. Yine de komutan diye bilirdik.


Olaylar 1938 Dersim isyanıyla da sınırlı değil. 1950’li yıllara kadar süren bir süreç var. Bu sıralar çok partili dönemdir. Kürtlerin tercihi yine CHP’den yana oldu.  CHP’nin il başkanları ilin en yetkili kişileri. 25 yıl sürmüş bir düzenin sonucudur. Ondan sonra Demokrat Parti’den yana tercih kullandıklarını görürüz. Devletle Kürtler arasındaki ilişkiler eskiden modern düzen ilişkileri seviyesinde değildi. CHP döneminde bir yüzbaşıyı ilden başka bir yere tayin edilemezdi. DP döneminde ise bu mümkün olmuştur. Bu dönem askeri vesayetin kırılması adına önemlidir.


70’li yıllarda hem dayı hem de amcalarım sürgüne gitti. Dayılarımdan birisi Sivas’taki toplama kampına gitmiştir. Dayımın atı sürgünden sonra köye sahipsiz dönmüştü. Köy kadınları ağıt yakmışlardı. O dönemdeki mitinler “Hawar” (İmdat) adında yapılıyorken bugünlerde “Edi bese” (Artık Yeter) adıyla yapılır oldu. 


Yakın tarih bakımından Dersim ve Diyarbakır Cezaevi önemli. Bu ülkede hala Diyarbakır Tarihiyle ilgili yazılmış önemli bir eser yok. Yapılırsa Kürt meselsinin bugün geldiği noktaya da ışık tutar diye düşünüyorum. Aslında bugüne bakmak lazım. Türkiye kamuoyunun PKK, Türk ve Kürt algıları karşılıklı olarak düşünülmeli. Bugün gelinen noktada Türkiye 1,5 yıldır AKP’nin başlattığı ve Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bir demokratik açılım başlattı. AKP’nin önemli bir avantajı kendisi ve resmi statü arasında bir mesafe koymuş tek partidir.


 Bir PKK yetkilisi demokratik özerklik haklarımızı korumak için silahları kullanacağız demesi önemli ve vahim bir gelişme. Çünkü demokratik zeminden uzaklaşırsak önümüzdeki barış atmosferinin zarar göreceğini düşünüyorum.

 

Oturumun Müzakeresi
Hüseyin Gülerce: Bizler insanız. İttihat ve terakki’nin işlediği suçlar kabul edilecek değil. Bu benim meselemse çözüm isterim. Liberaller bu meseleye çıktıklarında kamuoyunun tepkilerini önemsemiyorlar. Bizim işimizi zorlaştırmasınlar. ABD ve Bazı ülkeler iki de bir Ermeni meselesini dillendiriyorlar. Gerçekten bu işin çözülmesini istiyorlarsa belirtsinler. Bu Kürt meselesinde de böyle. Altan Tan’ın babasına yapılanları ben de hissediyorum. Bugün bu gibi meselelerin çözümde gelinene nokta; Kürtlere yapılanları vicdanında hisseden çok sayıda Türklerin olduğudur. Kürtlerin bu meselenin çözümünde BDP’nin mecliste artık kabadayılık yapmalarına gerek yok. Yapmasınlar bunları da bizler de acıları hissedebilelim. Alevilerin Madımak başta olmak üzere kendileri olayların ardındaki gerçekleri görmeye başladılar. Ergenekon şiddetin ardındaki gerçekler bir bir ortaya çıktıkça taraflar da daha makul davranmaya başladı.


Cafer Solgun: 1924’de kadar bu sorun bu haliyle yok gibiydi. Bu halkın bir tarihi kültürü gelenek ve göreneği var. Kendi acıları ve inancı var. Siz bu halkı birden bire Türk yapacaksınız. Bu olmaz. Ordu gücünü elinde tutuyor olmanın pervasızlığıyla insanlara bazı dayatmalar yaşanıyor. Böyle bir evveliyatı var. Günümüzde Kürt meselesi varlık yokluk meselesinden Beyaz Kitap’taki Kart-Kurt-Kürt meselesinin düzeltilmesi ve durumun yasal bir çizgiye taşınması gerekir. Bir diğer konu alevi meselesi. Cumhuriyet döneminde ciddi sıkıntılar yaşandı ve bir anda yok sayıldı. Alevi olduğunu söylemek sıkıntı oldu. Bir insanın inancını saklaması kadar zor başka bir şey yok. “Kemal” meselesi kendi tarihimizde “beyaz katliam” olarak adlandırdığımız bizi soktukları kalıp içinde “kemal uşaklar”ın yetiştirilmesidir. Alevi meselesi bir eşitsizlik meselesidir.


Niyazi Öktem: Alevilik meselsinin çözümü için bütün inançların eşit mesafede ele alınmasıyla çözülür. Cem evleri tekke mahiyeti ağırlıklı olan bir ibadethanedir. Özellikle Zaza Aleviler kendi tarihlerini araştırmada daha titiz olmalılar. Zazalar Sünnileştirildiklerini söylerler ama pek doğru değildir. Yargıda da Alevi kadrolaşmalar Seyfi Oktay döneminde yoğunlaşmıştır. Çifte standartlaşmaların önlenmesi gerekir.


Vahdettin Bahadır: Bir dindar devleti asla kutsallaştıramaz. Bir dindar asla milliyetçilik yapamaz. Çünkü siz en iyi benim derseniz Şeytanın Adem’e yaptığını yapmış olursunuz. Milliyetçilik dini değerler etrafında değerlendirilirse içinde şirk de vardır. Her kim kendini nasıl ifade ediyorsa öyle kabul edilmeli.


Kürtlerle ilgili elbette ciddi sıkıntılar yaşandı. Geçmişe iyi hakim olup geleceği inşa edeceksek geçmişe ölüm kancalarıyla takılmamak gerekir. Bu ülke kurulduğu günden bu yana cunta, karanlık güçlerle en büyük hesaplaşmadır. Bu mücadeleye destek veren AKP’yi takdir ediyorum.


Cemal Uşak: 2000 yılında Hz. İbrahim Sempozyumu yapılmıştı. Bir not getirildi. Bu toplantıdan birilerinin çok rahatsız olduğu ve programın iptali istenmişti. Biz bunları yıllardır gizlemiştik siz bunları öne çıkartıyor, gün yüzüne çıkartıyorsunuz deniyordu. Program iptal edilmedi. Ama hem kurumumuzun hem benim hem de sinagogun önüne bomba konuldu. Bu bir ikazdı.


Yahudi cemaatinin bir çalışması vardı. Yahudi gençlerin dinden uzaklaştıkları hiç değilse kötü yollara düşmemeleri için bir kültür merkezi açılmak isteniyordu. Bir türlü gerekli izin alınamamış bizden de yardım isteniyordu. Yetkiliye gittiğimizde dosyanın bilinçli olarak sümen altında uzun süre tutulduğunu öğrendik. Tur Abdin bölgesinde uygunsuz şartlarda tutulan kiliseler var. Biraz daha fazla empati sağlanmalı. Türklerin Kürtler, Alevilerin Sünniler, Sünnilerin de Aleviler hakkında empati geliştirmeleri gerekir.


Vedat Pazarlıoğlu: Önümüzdeki dönem sivil anayasa yapılması için çalışmaların başlatılması gerekir.


Emine Uçak: Artan şiddet günlerinde düşündüğüm değil barış günlerinde de düşündüğüm bir konuydu. Savaş dili rahatsız edici. Barış zamanında da bir vesayet var. Diyarbakır’da Abant toplantısı yapılamamıştı. Şunlar gelmesin, Diyarbakır’da at koşturmasın gibi ifadeler dile getirildi. Artık aydınların da bu vesayete karşı bir şeyler söylemesi gerekir.


Başörtüsü yasağının keyfi oluşu beni rahatsız ediyor. Bununla ben bir çay bahçesinde veya bir yere röportaja gittiğimde de karşılaşıyorum. Yasağa karşı olanların da fikirleri var. Mesela öğretmen olmasın, başını örtsün ama görev almasın diyorlar. KPSS sınavına girecekleri gün gelmişti ve sınava girişte bir Webcam karşısında çekilen yeni fotografla içeri alınıyoruz fakat uygulamanın bir de taciz boyutu var.


Özlem Albayrak: Başörtüsü konusunda sadece başörtülülerin konuşması rahatsız edici. Yıldız hanımın başörtülülerin hislerini aktarmıştı. Konuya vesayetçi rejim açısından baktığımda. Herhalde hiç bu kadar karşı karşıya gelmemişti. Vesayetçi rejim dahi olsa bir meşruiyet zeminine ihtiyaç duyar. Her ne kadar içi boş olsa da bir yalan üretmeliydi. Başörtüsü ve türban ayrımı yaptı. Sonuç ortada. Bu konuyu hangi kesimden olursa olsun özelikle erkekler de konuşsun yazsın.


Muhammed Akar: 1925’ten sonra yıkılan evleri ve acıları size gösterebilsem, konu daha iyi anlaşılacaktır.  Diyarbakır’da on beş yıldır avukatlık yapıyorum ama bir askerin davaları etkilemek için bomba patlattığını söylediğini biliyoruz. Hatip Kurt zavallı bir çocuk. Yerlerde sürüklenerek dayak yiyerek işkenceye maruz kaldı. Fakat kimsenin sesi çıkmadı. Bir çoban kız Kuzey Irak’ta Türk hava kuvvetlerinin saldırısında hayatını yitirdi. Bunlar da haberlerde yer almadı. Ekrem Güngör bir oğlu şehit bir oğlu dağda olan bir baba. Bundan daha acı ne olabilir. Daha çok örnek var ama Kürt meselesi siyasi malzeme haline dönüştürüldü. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’nın neden siperde çöktüğünü dile doluyor. Halbuki gel bu problemi çözelim demeliydi. Her şeye rağmen Yaşar Kemal’in dediği gibi hiçbir zaman ümitsiz olmamak lazım. Demokratik açılımı desteklemeliyiz. En büyük çatışmalar bile orta yolla çözülür.


Erol Göka: Demokratik açılım başlayınca sevinmiş ilgili yazılar yazmıştım. Kürt meselesi çözülmesi için Alevi meselesi çözülmelidir demiştim. Fakat bundan daha önemli bir konu başörtüsü meselesidir. Demokratik açılımın başarıya ulaşması için başörtüsü meselesi çözülmelidir. Yeni anayasa da ayrılıkçı parti kurulması serbest bırakılmalıdır. Bunların kim olduklarını bilmeye ihtiyaç var. PKK’nın vesayetinden kurtulmanın en kolay yolu ayrılıkçı partileşmeye izin verilmesidir.


Ferhat Kentel: Vesayet bütün bu yaşananları nasıl etkiliyor diye düşündüğümüzde merkezi bir aklın olduğunu görüyoruz. Modern bir toplumda Çingeneler, Aleviler, Kürtler vs hep öteki bir taraf vardır ve ucube bir takım sıfatlarla adlandırılır. Bu iyi bir nesil için kirli ve kötü bir taraf olmalıdır diye düşünülür. Vesayete karşı en büyük tepki korkmamaktır.


Levent Korkut: Konuşulan vesayet alanlarının birbiriyle ilintili olduklarını keşfetmek ve haritasını çıkarmak önemli.


Eser Karakaş: Türkiye hala yurttaş tanımını yapamamıştır. Diğer sorunların büyük kısmı buradan çözülebilir. Hala Türklük olarak tanımlanıyor. Bu konuda da bir mutabakat yok. Türkiye’deki alevi ve Kürtler için mütekabiliyet ifadesi kullanıldı. Bir devlet kendi vatandaşına mütekabiliyet isteyemez. Dönemin CHP’sinden Kemal Kılıçdaroğlu’nun da imzasının olduğu bir itiraz da bu ifadeler aynen kullanıldı. Fakat ne Alevilerden ne de Kürtlerden asla bu konuda bir itiraz gelmedi.


Naci Bostancı: Halit bey az evvel PKK ile ilgili hizmetlerinden teşekkür etti. Bunun yanlış anlaşılmaması için düzeltilmeli. Halit bey bunu kast etmemişti. Muhammed kardeşimiz da acılarından bahsetti. İstanbul’da bir otobüste yanarak ölen bir çocuk vardı. Amacımız senin ve benim acım meselesi değil. Hepsini bir görmek gerek.

 


Admin Abant - 26-06-2010 18:08 - 356 defa okundu

YORUMLAR

YORUM YAZ

* İsim ve e-mail belirtilmeyen yorumlar dikkate alınmayacaktır

TAVSİYE ET
Adınız & Soyadınız: E-posta Adresiniz:
 

Lütfen "V. Oturum tamamlandı." içeriğini tavsiye etmek istediğiniz arkaşlarınızın bilgilerini yazınız.

Arkadaşınızın Adı Arkadaşınızın E-postası
Arkadaşınızın Adı Arkadaşınızın E-postası
Arkadaşınızın Adı Arkadaşınızın E-postası
22. Abant Toplantısı


vesayet resimler
Kategorinin Diğer Yazıları

  » VİDEO - 22. abant platformu vi...
  » Vesayet ve Demokrasi toplantıs...
  » 22. Abant Platformunda Vesayet...
  » SONUÇ DEĞERLENDİRME METNİ - Ve...
  » VI. oturumda Vesayetçiliğin Ta...
  » III. Oturumda Vesayet ve Dış G...
  » 22. Abant Toplantısı tebliğler...
  » II. Oturumda Vesayet ve Yargı ...
  » Serap Yazıcı: Seçkinler Anayas...
  » I. Oturumda Vesayet ve Sistem ...
  » Bakan Ergin: OHAL, PKKya hi...
  » Vesayet ve Demokrasi toplantıs...
  » Vesayet ve Demokrasi toplantıs...