Slideshow image
 

Homepage » Abant on Media
A.Bulaç: Vesayetçi demokrasi
A | A     Printer
26-06-2010

Abant Platformu'nun 23. toplantısının ana başlığı "Vesayet ve demokrasi" olarak tespit edilmiş bulunuyor.

Açış konuşmasını yapan Prof. Ergun Özbudun, vesayeti, "seçilmişlerin seçilmemiş devlet organlarının denetimi altında bulunması" olarak tanımlamaktadır. Gayet yalın olan bu tanımın sadece demokratik rejimler için söz konusu olduğu anlaşılıyor. Monarşilerde veya otokrat rejimlerde vesayetten bahsedilemez, çünkü bu rejimlerde halkın karar mekanizmaları ve süreçleri üzerinde söz sahibi olmasından bahsedilemez. "Halkın kendi kendini yönetmesi olarak bilinen demokrasi"de asli belirleyen halk ise, vesayetten bahsedilmesi tamamen paradokstur.


Türkiye'de süregelen demokratik pratikte vesayetin seçilmemiş bürokratik merkezin bir hak ve yetki iddiası olarak şekillendiğini biliyoruz. Asker, sivil bürokrasi, yargı, üniversiteler, büyük sermaye ve bunların medya ve aydınlar nezdindeki uzantılarından oluşan bürokratik merkez vesayet haklarına sahip olduğunu öne sürerken felsefi, tarihsel ve toplumsal olmak üzere üç önemli kaynaktan beslenmektedir.


Vesayetçi rejimi besleyen ilk ve en önemli felsefi kaynak 19. yüzyılda teşekkül etmiş bulunan pozitivizmdir. Pozitivizm, zorunlu olarak gerçekliğin ve doğru tercihin bilgisini aydınlanmış bir elitin tekeline verir, aydın despotizmi gücünü buradan alır.


Tarihsel olarak, Osmanlı/Türk modernleşme projesi pozitivizmden beslendiği için siyasi vesayeti zımnen ihtiva eder. Toplumun aydınlanmaya muhtaç "karanlık süreçler" içinde yaşadığını bir kere kabul ettiniz mi, siyasi ve sosyal temel varsayımların ve iktisadi/idari politikaların tespitinde halka sormayı halkın zararına kabul edersiniz. Zaten halk karanlıklardan kurtarılmak durumundadır, onu söz sahibi kıldığınızda kendi karanlığını pekiştirir. Bu durumda sloganınız yapılması gereken onu vesayet altına alıp karanlıklardan çıkarıp kurtarmaktır. Bunun da yolu gerektiğinde onu otoriter bir rejime zorlamaktan geçer. Bu durumda sloganınız "Halka rağmen halk için" olur.


Saydığımız felsefi ve Osmanlı/Türk modernleşmesinde somutlaşan tarihsel pratiğin dışında bugün dikkatten kaçırmamamız gereken üçüncü bir faktör var ki, asıl demokratik rejimi vesayetten kurtarmaya çalışırken önümüze çıkan en önemli zorluk budur. Adına "toplumsal bariyer" diyebileceğimiz bu faktörün belli bir toplumsal temeli olduğunu söylemek lazım. Bugün ağırlıklı olarak CHP'de toplanan belli bir seçmen grubu, siyasi rejim üzerinde vesayetin sürmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu toplumsal grubun yüzde 15 ile 20 arasında değiştiğini söyleyebiliriz. "Katı-sert çekirdek" diyebileceğimiz bu grubun sistemin demokratikleşmesine karşı verdiği tepkinin önemli bir bölümü sınıfsal olmakla beraber, yakın tarihte devletin emredici ve taşıyıcı araçlar yoluyla toplumsallaştırmaya çalıştığı zihniyetin, eğitim, mezhepsel kaygılar ve çeşitli sebeplerle oluşmuş önyargılarla ilgisi vardır.


Bu faktörü yeterince dikkate almakta zaruret var. Levent Köker'in işaret ettiği üzere, toplumda ekonomik gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe vesayete doğru eğilim artar. 20. yüzyılın son on yılına kadar vesayeti belli bir bürokratik çevre savunurken, özellikle 28 Şubat'ın toplumsal mühendisliği sonucunda şimdi vesayeti savunan belli bir toplumsal kesim oluşmuş bulunmaktadır. Bu kesim vesayeti açık veya örtük askerî rejimin, sisteme müdahale eden yüksek yargının ve tümüyle laikliği pozitivizm temelinde algılayan aydın zümrelerin yetkisi ve görevi olarak görmektedir. Bu kesimler modernleşme ve kalkınma politikalarının öngördüğü eşitsiz düzenden daha çok yararlanma talebini öne çıkarmaktadırlar.


Örgün eğitim ve ağırlıklı olarak üniversitelerde verilen eğitimin bizatihi içeriği de hâlâ pozitivizme dayandığından resmi ideoloji eşliğinde vesayetçi rejim kendini üretebilmektedir.


Vesayetçiliğin sürmesinde rol oynayan iki önemli faktör daha var. Bunlar da Batı oryantalizminin etkisi, diğeri uluslararası politikaları yönlendiren askerî ve politik çevrelerin stratejik ve ekonomik politikaları. Ali Bulaç / ZAMAN a.bulac@zaman.com.tr
 


Source: ZAMAN


Admin Abant - 26-06-2010 12:36 - 317 times read

COMMENTS

   Muharrem Öztürk 28-06-2010 10:14

Gerçek bir demokraside Vesayet 'ten sözetmeye gerek kalmaz.Çünkü katılımcı ,seçim hilelerinin olmadığı, tam bir demokrasideü iktidarda seçmen oylarının %100'ünü temsil eden halk meclisinin oluşturduğu bir hükümet olacak, arkasında halk çoğunluğunun bulunduğuna inanan iktidar da gücünü hissederek vesayete prim tanımayacaktır. Şimdi %40 oyla meclisin %61'ini ele geçirmiş bir iktidar,halkın çoğunluğunun gözünde ve gönlünde yeterli desteği bulamaz.Bu sisteme Demokrasi diyenler de aslında neyi savunduklarını açıkça halka söylemelidir! Niyetleri demokrasi değildir.Niyetleri vesayeti kendi ellerine geçirerek asıl vesayet sahibi , faşist yönetimlerini kurmaktır , ve Hain olarak anılmaktan kurtulamayacaklardır! ;

WRITE COMMENT

* Please fill name and e-mail areas

RECOMMEND
Your Name & Surname: Your E-mail:
 

Please write your friends' name and email addresses to recommend "A.Bulaç: Vesayetçi demokrasi"

Your Friend's Name Your Friend's E-mail
Your Friend's Name Your Friend's E-mail
Your Friend's Name Your Friend's E-mail
Abant on Media


vesayet resimler
Other Contents

  » A more vocal civil society ...
  » Tutelage: source of all evil...
  » The 3CHP, 0.5AKP, 1MHP&#...
  » Professor Özbudun’s two histor...
  » Abant Platform and barriers to...
  » What Actually is Abant Platfor...