Emir Kamuran Ali Bedirhan; “Bir ulusa, bir halka mensup olmak asla özel bir yetenek gerektirmez, eğer bu ulus başkaları tarafından inkâr edilmiyorsa, eğer var olma hakkı bu halktan esirgenmiyorsa” diyor. Dünyanın bildiği en kanlı terör örgütlerinden birinin Kürtlerden çıkması, keşke yalnızca bir tesadüf olsa.
Her gün yeni yeni şehit cenazelerinin gelmesinin yanında, masum Liceli Ceylan ile liseli Aylin gibiler de teröre kurban edilince, bilinenleri bir kere daha analiz etmek gerekli. PKK gibi hiçbir örgüt, derinlerden müsamaha, destek ve vesayet görmeden bu kadar palazlanamaz. Üstelik bugünkü haliyle; yalnızca Türklere ya da Türkiye Cumhuriyeti’ne zarar verdiği de söylenemez. Demokratik hak talebinde olan Kürtlerin, ulusal ve uluslararası platformda ‘terörist’ damgası yemesine neden olan örgütün, PKK’nin fikirlerine katılmayan Kürtleri öldürmesi, ölümle tehdit etmesi de yeni bir şey değil...
Biz de yaşanan gerçekleri, PKK-Ergenekon ilişkileri bağlamında ortaya koyup hesabını sordukça, binlerce “evet doğruları yazıyorsunuz” e-maillerine inat, “hevallerden” de bolca tehdit ve küfürlü mailler alıyoruz. Tehditlerin PKK’nin üst düzey yöneticileri tarafından aleni yapılmasını da pek önemsemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, o tehditlerin gerçekleşebilmesi için, her zaman olduğu gibi bugün de, derin devletin desteğine, paslamasına ve himayesine gereksinimleri var. Aynı şimdiye kadarki, bütün barış süreçlerini sabote ettikleri gibi. Ama bu sefer edemeyecekler!..
Elbette PKK yöneticilerinin bu söylemleri, Kürt gerçeğini görmemizi engellememeli. Biz yaşanan acıları, ölümleri, yalnızca kendimize, –Türklere- has zannediyoruz. Ölen Kürt gençlerinin ana ve babaları da ağlamıyor mu? Bu anne ve babalardan, köyleri zorla boşaltılıp, batıya göç ettirilmiş olanlar; acılarını içlerine gömüp, gözyaşlarını yüreklerine akıtırken daha az mı acı çekiyorlar? Ya bir oğlu dağdayken, ötekisini de kaybetmemek için askere gönderen analara ne demeli? Ya da ölümleri terör örgütünce ailelerine bildirilmediği için, ölmüş çocuğunun mezarını bile bir ömür boyu bil(e)meyecek olanlar?
Asker aileleri evlatlarını davul-zurna ile yolcu eder(ler)ken, Kürt analar ise, çocuklarının dağa gittiğini gözyaşları içinde öğreniyorlar. Geçenlerde Karasu’nun verdiği 130 ölüm rakamını, Genelkurmay da aynen tasdik ediyordu. Kürt gençlerinin ölümleri yalnızca istatistikî veri olmamalı, değil mi? Onların da adları Ahmet, Mehmet, Ali ve Ayşe. Verdikleri rakamlar bile uyuşuyorsa birileriyle, varın bir kez daha düşünün artık ortak(akılsız)lıkları...
Yine de umutluyuz, ölümü kutsayan baronlara rağmen, hâlâ bir Kürt-Türk savaşı yok bu ülkede. Dökülen onca kana, kan üstüne politika yapan muhalefet partilerine, çıktığı tv programlarında Türk’ün, Kürt’e ne(ler) yapacağını ima eden Pamukoğlu’ya ve reyting uğruna içsavaşı öğütleyen faşistlere yer veren meşum medyaya rağmen. Diyarbakır’daki Kürt STK’ların ve Kemal Burkay’ın ‘şiddete hayır’ haykırışları da bir o kadar önemli ve göz yaşartıcı.
Kendimi hep bir Kürt dostu olarak bildim. Belirli bir ırka, bir halka haybeden duyulan bir yakınlık ve ilgi fetişizmi değil bu. Aralarında büyüdüm, çok sayıda dost ve arkadaş edindim, kendime yakın buldum ve mensubu olduğum Türk halkından da asla aşağı ya da yukarı görmedim ben Kürtleri. Yazdıklarımla hiç kimseye doğruyu göstermek, yapılması gerekenleri söylemek gibi bir had aşması yapmadım. Ancak terör bağlamında, ortalama Türk ve Kürt yurttaşımızın bildiğinden daha fazlasını, ne yazık ki –evet bazı çirkef işbirliklerini- biliyorum. Konumum, görevlerim ve ilişkilerim gereği biliyorum. Bunları da sizinle paylaşmayı da bir namus borcu olarak görüyorum. Eğer bu yüzden ölümü hak ettiğimi düşünen(ler) varsa, derinle adi ortaklık içinde olan, Kürtlerden veya Türklerden, “hakkınızı helal edin” deyip ‘çeker giderim’, Ahmet Kaya’nın şarkısını mırıldanarak.
“Rabbim; maddi-manevi ilim, ukba-dünya saadeti ve canımı şehit olarak aldır” duam. Ama biliniz ki, burnunuzun dibindeki insanlardan bile haber verenler oluyor yap(tığı)(acağı)nız pisliklerle ilgili. Kasem olsun ki huzur ve kardeşlik kazanacak bilesiniz...
***
Küçük notlar
1. ‘Derin Bakış’, her çarşamba, 21:00-22:30 arasında, Savcı Gültekin Avcı ve Abdullah Abdulkadiroğlu ile birlikte ‘Shaber’de geçen hafta başladığımız tv programı. İlk programa gelen 2230 e-mail ve yüzlerce telefon barışın ve huzurun bir umudu. Katkılarınızı bekliyoruz derinderinbakıs@gmail.com
2. ‘Pasakeyfi.com’a göz gezdir misiniz?
3. Ankara Hukuk ve Hayat Derneği harika bir STK. Web sayfasında yüksek yargının ‘yargısız infazları’ değil ‘hukuk’ var.
4. Keşke her MHP’li Prof. Vedat Bilgin gibi olsa.
5. ‘Vesayet ve Demokrasi’nin tartışıldığı ve ilk kez davet edildiğim Abant Platformu harikaydı.
Önder Aytaç / Taraf/ 2010.06.28 www.taraf.com
Kaynak: TARAF
Admin Abant
- 28-06-2010 17:15
- 272 defa okundu