Türkiye’nin bu konudaki derin birikimleri ve demokratik tecrübeleriyle birlikte olmak, o havayı teneffüs etmek, zihnimin demokrasi ile yeniden tazelenmesi, benim için büyük bir fırsattı.
Onun için bu toplantıya yüksek beklentilerle gitmiştim. Yoğun öğrenme arzusu duyuyordum. Toplantının içeriğinden elbette bahsedeceğim ama sabırsızlığımı bağışlayacağınızı umarak öncelikle toplantının sonunda nasıl bir duyguyla ayrıldığımı belirtmek isterim.
Arınma ve yeniden zihni inşa... İstanbul’a dönerken; o muhteşem manzarayı boğaz köprüsünden izlerken ya ben başkaydım ya İstanbul.
Toplantının sonuç bildirgesi; bireyin, demokrasinin, uzlaşmanın ve aklın zaferiydi. İyiniyetli, ülkemizin kör topal yürüyen demokrasisinde acı tatlı tecrübeler yaşayan bir topluluk, “geleceğin Türkiye’si”ne bu topraklardan esirgenmek istenen bir mirası hediye etmenin heyecanıyla, her dakikalarını kutsal yürüyüş yaparcasına dikkatli, bir o kadar da verimli geçiriyorlardı.
En ters fikirlerin bile tahammül, hoşgörü ve gülümseme ile karşılandığı; kimsenin kimseye “karakter suikasti” yapma ihtiyacı duymadığı; toplantı tekdüze gittiğinde muhalif düşünce beklentisinin en üst seviyeye çıktığı; insanlık adına bereketli geçen günlerden bahsediyorum.
Futbol müsabakasının uzatma dakikalarında bir takımın beraberliği kurtarmak adına verdiği canhıraş mücadele gibi, son dakikalarda bile “ne katkı sağlayabilirim” düşüncesindeki yüksek nezaket sahibi insanlar..
Ermenisi, Türkü, Kürdü, Alevisi, Liberali, Ülkücüsü, Rumu velhasıl sanki bir çiçek bahçesi gibi her güzel kokuyu kendi içinde barındıran, onu paylaşmayı kıskanmayan, incitmemeyi bilen, doğru bildiğini de esirgemeyen, entellektüelizmin şahikasında, (insanoğluna bağışlanan) Abant’ta fikir gölünde yüzdük, yüzdük, yüzdükçe açıldık ama yorulmadık.
Hiçbir ayrım yapmaksızın herkesin birbirini sevmek ve anlamak adına esen rüzgarlarla ılıman bir iklim oluşmuştu. Böyle olunca, toplantımız, kurumlara temel eleştiri noktası olan, uygun adım modunda değil etkin ve verimli bir süreçte yaşandı.
Herkesin ortak fikri, demokrasiye yönelik tam bir vesayet sisteminin var olduğu gerçeğine yönelikti. Siyasetin, ordunun, bürokrasinin, hukuk sisteminin, eğitim sisteminin, medyanın, Kürt, Alevi, azınlık meselelerinin, din ve vicdan-temel hak ve özgürlük kısıtlamalarının beslediği, her birini ayrı öğünlerde yiyerek iştahlanan ve ayakta duran vesayet canavarına karşı Abant’ta fikri temelli yapılan egzersizler, geleceğe ait umut oluşturdu.
Yaşadığı sıkıntılardan rövanş almaya çalışmayan, ancak başkalarının bu acıları tekrar yaşamasını kabullenmeyen, onun için çağdaşlığı, modernliği, hürriyeti, demokrat olmayı içine sindirenlerin, bu kabulle yürüttüğü toplantıda her biri bir siyasi parti programı olabilecek, hükümet programı olabilecek, temelinde devlet aklına yol gösterecek oturumlar ve müzakereleri dikkatlice takip ettik.
Aslında devlet denen aygıtın, kendi aydınına ne kadar duyarsız olduğunu bir kez daha gördük. Aydınının zenginliğini sömürmeyi bile beceremediğine şahit olduk.
Siyasetin ne kadar hazırlıksız ve “ben bilirim” kibiriyle nobran olduğunu anladık.
Kendi zenginliğini görmeyenlerin şaşı bir şekilde niçin gözünün başka çöplüklerde olduğunu belledik.
Kendi vatandaşına eşitliği çok görenlerin, acziyetinin anlaşılmaması için silahların gölgesinde sistemden nasıl beslendiğini hissettik.
Birbirine benzer, sistemin mağdur ettiği, “tektipleştirmeye” çalıştığı farklı profillerin, farklı hayatların, farklı yerlerde, aynı tacizle nasıl karşılaştığını hayretle duyduk.
Sadece itirazın ve tespitlerin değil, çözüm önerilerinin açık seçik sergilendiği toplantı dizileri, kendini aşmış, kendiyle meselesi olmayan, düzeltmeyi ve doğruluğu öğreten, adaleti, demokrasiyi, hakkı sınırlandırmaya çalışanlara izzetli bir haykırıştı.
Toplantıların sonunda kendi adıma da birtakım çıkarımlarım oluştu.
Bir, sonuç bildirgesi sürekli yanımda olacak, umutsuzluğa düştüğümde, oradaki herkesi gözümün önüne getirerek yeniden zihni inşamı yapacak ve bu bildirgeyi bir “hedefler bildirgesi” olarak koruyacaktım.
İki, AB ilerleme raporu, Türkiye ile ilgili düşünen ve meselesi olan herkesin ev ödevini takip etmesi adına elinin altında olmalıydı.
Üç, daha ziyade, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin , her konuda hazırlıklı, dışarıdan beslenme kanalları açık, müzakereci demokrasinin kurallarını kabul eden, rekabete uyumlu olmaları gerçeğiydi.
Dört, modern, güçlü ve demokratik bir Türkiye için vazgeçmememiz gerekenin, ülkemizin olmazsa olmaz şartı “KURALLARIN YENİDEN YAZILMASI” gerçeğinin bilinmesidir.
Belki daha birçok sonuç belirlenebilir ama bir çırpıda aklıma gelenleri saydım.
Birbirinden kıymetli insanlarla bizi bir araya getiren, inadına sevgiyi, hoşgörüyü, uzlaşmayı, üretmeyi, demokrasiyi adaleti, en önemlisi insanlığı yeniden hissettiren herşeye rağmen çok önemli bir alışkanlığı insanımıza kazandıran Abant Platformu’na ve bu platforma zenginliklerini katan bütün dostlara müteşekkirim. Bu yüksek fikri, ülkemize kazandıran ve sürdürülebilirliğini sağlayanların önünde saygıyla , minnetle eğiliyorum. Süleyman Soylu / Hür Haber/2010.06.29
Admin Abant
- 30-06-2010 10:34
- 269 times read